“Fernonda Krapp bana mektup yazmis” diyerek giriyordu babasinin yanina Julia. Gözlerinde çakan simseklerden pekte durumdan hosnut olmadigi ve az önce agladigi belli oluyordu. Mektupta Fernando kendisi ile evlenmeye karar verdigini söylüyordu.
Üstelikte evlenecegi insanin onayini alma ihtiyaci olmaksizin yapiyordu bunu. Baba durumdan memnun Fernando gibi bir adamin kolay ele geçmeyeceginden bahsederken, Julia’nin sözlerinden aslinda durumun babasi tarafindan hazirlanmis bir tuzak oldugunu, bunu önceden planladigini anliyoruz. Julia cevap olarak yazdigi mektubunu babasina söylerken, hiddetini ve sinirini zekice nasil yazdigini, nasil babasinin borçlarina karsilik satildigini anlatirken yikilan bir baba portresi tüm çiplakligi ile sahneye yansiyor. Ve isiklar karariyor.
Birden Fernando girer eve. Tüm siniri ile karsilar onu Julia. Fernando cevabi çok begendiginden bahseder ve bu seçimi herhangi biri ile anlasarak yapmadigini Julia’nin buralarin en güzel kizi oldugu için istedigini söyler. Julia saskindir, çünkü karsisindaki adam her seyi ile kendine güvenen, ne yaptigini ve nasil davranacagini çok iyi bilen, çok zeki ve bir o kadarda kendini begenmis bir adam vardir. Tartisirlar önce. Julia bu evliligin neden olmayacagini, Fernando ise neden olmak zorunda oldugunu anlatir. Fernando haklidir, çünkü o Fernando’dur ve olmasi gereken budur. Sarilir Fernando Julia’ya. “Ve evlenirler” der Julia, isiklar kararir.
İsiklar tekrar yandiginda karsilastigimiz sahne çok farklidir. Julia sevgi dolu gözlerle bakmaktadir kocasina; sevmektedir ve sevildigini duyma ihtiyaci içindedir. Fernando sevgi sözcüklerinin çok kullanilmamasi taraftaridir; insan sevdigini bu kadar çok ifade etmemelidir der. Sonra birden Julia’nin aklina kasabada kocasi için söylenenler gelir; ilk önce sormaya çekinir ama sonra Fernando’nun israri üzerine sorar. Fernando ilk esini öldürmüs müydü gerçekten? Fernando yine o kendine has tavriyla cevap verir:’Ben bana ait olan bir seye asla zarar vermem, o benim karimdi ve bana aitti, sen inaniyor musun peki bu anlatilanlara?’.Julia inanmamistir anlatilanlara, Fernando’nun yalan söylemedigine tüm kalbiyle inanmisti. Sonra çok özel bir sey paylasir Julia, “Fernando, bir çocugumuz olacak”. Biliyordum zaten der Fernando, bir ogul. Nerden biliyorsun ya kiz olursa? Biliyorum der Fernando. Bir oglumuz olacak. Sarilirlar yeniden “Ve bir ogullari olur” der Julia, isiklar kararir.
Fernando oglunu çok seviyordu süphesiz ancak bir kez bile onun kucagina almamisti. Julia bunun nedenini merak etmisti. Fernando her zaman ki mantiksal yaklasimiyla bu tür sevgi gösterilerinin çocugunu sikacagini, ilerde büyüdügünde bunu onu daha iyi anlatabilecegini söyledi. Fernando ne karisina ne de ogluna sevgi gösterilerinde bulunmuyordu, onlari seviyordu, bu belli bir seydi. Fernando’nun bu davranisinin ardindaki neden sevgiyi bayagilastirmak istememesiydi. Ancak Julia’nin romantik ruhu bu mantigi kabul edemiyordu, onun ihtiyaç duydugu farkli bir seydi. Bu ihtiyaç onu farkli yönlere itmeye baslar zamanla. Bir Kontla tanisir. Romantik ruhlu, siirler yazan, felsefeden ve sanattan anlayan, kültürlü bir insandir Kont. Üstelik talihsiz bir evlilik yüzünden inanilmaz mutsuzdur da. Bir dostluk olusur hayatin ayni yönünde yürüdügünü düsünen iki insan arasinda. Çok sik görüsmeye, bir araya gelmeye baslarlar. Bu olaylara kayitsiz kalan Fernando “ben asla kiskanç biri degilim, bizlerde bir roman kahramani degiliz. Sen eger mutluysan ve eger Kont seni eglendirebiliyorsa onunla istedigin gibi görüsmekte serbestsin” diyerek Julia’yi kendisi ve kafasindaki soru isaretleri ile Kontun yaninda bir basina birakir.
Zaman ilerledikçe içindeki soru isaretleri büyümekte, içini kemirmektedir Julia’nin. Kontun adini sürekli kullanarak Fernando’yu kiskandirmaya çalistikça Fernando kayitsiz kalmakta ve tuhaf bir sekilde Julia iyice Konta yaklasmaktadir. Sonunda Kont Julia’ya ilan-i ask ettiginde Fernando buna gülüp geçer. Çünkü Julia, “Fernando Krapp’in karisidir” bundan baska bir gerçeklik düsünülemez bile. Julia’nin aklinin çok karistigini ve biraz kendisini toparlamasi gerektigini düsünen Fernando çiftlige gitmeye karar verir. Ama çiftlik gezisi bir kafa dagitma aracindan çok Julia için daha karmasik bir sürecin baslangici olmustur. Alabildigine rahat olan Fernando çiftlikte çalisan bir kadinla aleni olarak yatip kalkmakta ve bunu çok normal ve siradan bir olaymisçasina gayet rahat konusabilmektedir. Bu onun hayatindaki gerçekligi etkilememektedir. O kadin sadece anlik zevklerin bir karsiligiydi ve bugün varsa yarin yoktu, oysa Julia onun karisiydi. İste bu degismez bir gerçeklikti. Yarinlarinda o baska bir sey istemedikçe sadece Julia olacakti. Julia artik sinirlarinda bir kadindi ve durumu hiçte normal sayilmazdi.
Evlerine geri dönen çift için normalden farkli günler baslamistir artik. Julia içinde bastirdigi her seyi Kontta bulmakta ve onunla olmaktan keyif almaktadir artik. Ve sonunda bu gerçegi Fernando’ya açikladiginda ise durumlar iyice rayindan çikar. Fernando onu baskalarini itham etmekle suçlar, sinirlerinin çok bozuldugunu, bu yüzdende olmayan seyleri uydurdugunu söyler. Eger düzelmezse bu durumu Kontrol altina almak için bir seyler yapmaktan baska çaresinin kalmayacagini söyler. Ama durum düzelmez ve her seyi açikça ortaya koymaya devam eder Julia. Julia gerçektende Kontrolünü kaybetmistir artik. Normal düsünme ve hareket etme yetenekleri zayiflamaktadir sanki.
Beklenen gün gelir. Bir toplanti ayarlanmistir. Toplantida Fernando, Julia ve Kontun yani sira iki tanede sinir hastaliklari uzmani doktor hazir bulunmaktadir. Anlam veremez önce Julia bu duruma. Konta durumu açiklamasi için yalvarir. “yalvaririm sana anlat onlara. Benim deli olmadigimi, bizim bir birimizi ne kadar sevdigimizi anlat onlara”. Gözlerindeki yalvaran ifadeye bir an bakip yutkunan kont kafasini Fernando’ya çevirip elini uzatarak “Nasilsiniz Bay Krapp” der. “Tam olarak ne oluyor burada esinizin söylediklerinden hiçbir sey anlayamiyorum, ayrica satomu onarmam için yapmis oldugunuz cömert yardim için tekrar tesekkür ederim.” İste o anda anlamaya baslar Julia degerini, hayatini ve Fernando’nun belki de hakli olabilecegi gerçegini. Kont onu kullanmisti. Kendinden geçer Julia ve birden bagirip çagirmaya ve deli olmadigini söylemeye baslar, sakinlestirilmeye çalisildigindaysa her sey bir anda kararir.
Kendine geldiginde karanlik bir odadadir. Bir iskemlede ayaklarina gögsünde kavusturmus oturur. Bir spot isigi aydinlatirken bedenini beklide anlamsizligi ve anlamlariyla bogulmakta sürekli hayatini kendi içinde tartmaktadir. İki doktorun karsisinda otururken kendisi ile ilgili yorumlarini dinler. Kafasi artik ona oyunlar oynar ve doktorlardan birinin Fernando digerininse Kont oldugunu hayal etmektedir. Kâh bagirip çagirir askini itiraf etmesi için kontla konusur, kâh kocasina deli olmadigini söylerken, ara ara normale dönüp doktorlarla düzgün bir sekilde konusma çabasi içerisine girer. Zaman böyle akip giderken kendinde bir seyler yitirir ya da bir seyler bulmaya baslar beklide. Julia artik eski kendisi degildir. Artik Fernando’nun ne kadar hakli oldugunu görmektedir. O’nu ne kadarda kirmistir oysa ve ve O, onun iyi olmasi için elinden gelen her seyi yapmaktadir. Evet, artik biliyordu Julia, Fernando hakliydi. Hayatta onun için Fernando’dan daha degerli ve önemli bir sey olmazdi. O, artik tamamen iyilesmisti ve biliyordu ki o sadece Fernando’ya aitti. Sonunda iyilesip kocasiyla barisip evine dönebilmistir.
Ama her sey tam olarak bitmemistir. Fernando son bir sey daha ister. Bu yalanlarindan dolayi magdur kalan kisiden yani Konttan özür dilenmeliydi. Çay içmek için eve çagirilan Kont tedirgin, tam olarak ne yapacagini bilmez bir halde yerine oturdugunda Julia’nin kendisinden özür dilemesi üzerine rahatlar. Bir süre sonra Fernando “sizi yalniz birakayim, ben varken belli ki rahat konusamiyorsunuz” der ve kalkip gider. Bunun üzerine kont Julia’nin konusmalarini yanlis anlayarak tekrar yakinlasmaya çalisir. Ama Julia buna kesinlikle izin vermeyecegini ve hayatinda Fernando’dan baska hiç kimseye yer olmadigini söyleyerek kontu kendisinden uzaklastirir.
Zaman ilerlemistir artik. Her sey gibi bu iliskide kaçinilmaz bir sona dogru ilerlemektedir. Julia artik ölüm döseginde yasamdan uzaklasirken Fernando unun yani basinda sanki beraberce yasayacaklari yüzlerce yil onlari bekliyormusçasina oturmaktadir. Julia gerçegi bilmekte ve anlatmaya çalismaktadir.
- Fernando, ölüyorum sevgilim.
- Saçmalama Julia, seni benden ölümünün almasina izin verecegimi mi düsünüyorsun?
- Fernando, beni sevdin mi?
- Bu nasil bir soru bilmiyor musun bunu?
- Hayir Fernando, bunu bana hiç söylemedin.
- Julia askim, seni seviyorum
Gözlerinden yaslar gelir Julia’nin.
- Çok mutluyum Fernando.
- Hayir Julia, ölemezsin; seni çok seviyorum.
Julia’nin elinden taragi düserken usulca, son nefesini verir hayatta sevdigi tek varligin yaninda. Yüzünde ise huzurlu bir gülümseme vardir. Fernando ise sonunda gerçegin farkina varmis Julia’ya sarilmis hüngür hüngür agliyor, sanki onu geri getirebilecekmisçesine “seni çok seviyorum Julia” diye bagiriyordu.
Çok sonralari satoya gelenler bulur ikisini. Fernando Julia’yi kapiya kadar tasimis. Buldugu bir jiletle bileklerini keserek çok sevdigi Julia’sina bir an önce kavusabilmek için ona siki siki sarilmis yerde yatiyorlardi.
Farkli bir bakis açisi ya da degisik bir yaklasim degil aslinda bu oyun. Aksine siradan içimizden bir hikâyedir beklide. Abartili yanlari tabiî ki var, tabiî ki eksik yönleri de oldugu gibi. Tipki belirtildigi gibi “gerçek üstüne bir deneme” aslinda. Duygu ve mantik karmasasinda eksik birakilan yönlerin karmasasinda gerçekligini yitiren insanlar anlatiliyor aslinda. Olanla olmayani karistirmak gibi oluyor her sey. Erkek seviyor, kendine göre ifade ediyor ama hassas ve kirilgan bir kadin yüregi bunu anlayamiyor. Bunu sonucunda olmamasi ve yasanmamasi gereken olaylar meydana geliyor. Erkek parasi ile her seyi yapabilecegini düsünürken hikâyenin sonunda anlayabiliyor bazi seylerin satin alinamayacagini, bazi eksiklerin zamaninda kapatilmamasinin boslugunda yitiriyor belki de kendini. Anlatimiyla, kurgusuyla, sahnesiyle, oyunuyla seyirciyi bagliyor ilginç bir sekilde oyun. Ara ara kopmalar olsada ilgi hiç düsmüyor. Genel anlamda mizahi bir dille oynanan oyun bir melodram olarak sonlaniyor.
İlk basta kulagi rahatsiz eden bir tiniyla konusan Fernando karakteri Selçuk Yöntem’in aslinda karakteri için olabilecek en ideal tonda konustugunu ve bir abartiya gitmedigini oyun içerisinde Fernando karakterini tanidikça anliyoruz. Sahneye tam hâkimiyet, tonlamalar ve mimiklerle oyunu süslendiren sanatçi, seyirciye sanki rol yapmiyor da kendisini anlatiyormus havasini vermeyi büyük bir ustalikla basariyor.
“Fernonda Krapp bana mektup yazmis” diyerek oyunun ilk sahnesine giren Julia tiplemesi ile Tilbe Saran, adeta oyunun lokomotifi olarak oyunu alip götürüyor. Sahnenin her yerini sanki evinin bir kösesi gibi kullanmayi basaran sanatçi, vücut dilinin nasil kullanilabilecegini, nasil oynadigin karakter yasatiliri sanki anlatir gibiydi. Her bir el hareketi, her bir ayak hareketi birbiri ile tam anlamiyla uyumlu olan sanatçi ister istemez sizi oyuna baglayip oyunun bir parçasi olmanizi sagliyor.
Oyunun üçüncü karakteri olan Kont’u canlandiran Bekir Aksoy, canlandirdigi karakteri her ne kadar yasatsa da; belki karakterinin ezikliginden belki de biraz uzakta kalisindan dolayi oyunda çokta ön plana çikip dikkat çekmeyi basaramiyor. Sahne kullaniminda çokta verici olamayan sanatçi yinede rolünün hakkini verip basindan sonuna kadar iki basrolün yaninda kendisine bir koridor bulup kendisini göstermeyi bir nebzede olsa basariyor.
Tek bir bölümde, borç içerisinde kendisini tüketmis bir babayi oynayan Cüneyt Türel’e çok fazla elestirel gözle bakmamak gerekmekte çünkü çok rolü olmadigi için oyun içerisinde tam olarak kendini gösteremiyor. Fakat o kisa rolde her ne kadar karakterine uygun davransa da yapay ve abartili bir izlenim birakiyor hafizada.
Son olarak söylenmesi gereken; bu oyun gerçekte üzerine fazlasi ile emek verilmis ve detaylari üzerinde çok çalisilmis bir oyun. Neseyi, hayati, hüznü bir arada tattirmasi, küçük küçük noktalarda insanlara kendinden bir seyler hatirlatmasi, insanda oyunu birden fazla kez görme istegi yaratiyor. Özellikle finalde Selçuk Yöntem’in son kisimlari kendi agzindan anlatisi ve vurgulari izleyeni adeta kendinden geçirip olayi yasamasini sagliyor. Bu gerçeklik karsisinda ise seyirciye düsen gözlerindeki iki damla yas oluyor.
Tarih: 05 Ocak 2009 | Etiketler: eleştiri, tiyatro, yazı | Toplam 226 kez okunmuş |
umutavci.com © 2008 | Tasarım: Umut AVCI | Kodlama: Yakuter | Altyapı: Wordpress | Gizlilik Anlaşması